Hukukun Temel Kavramları 6. Ünite Özet

Burak
Kasım 12, 2018

Ünite 6: Hakkın Kazanılması, Kaybedilmesi, Kullanılması ve Korunması

Hakkın Kazanılması

Hakkın Kazanılmasına Yol Açan Sebepler

Herhangi bir hakkın bir kişiye bağlanmasına hakkın kazanılması adı verilir. Bir hakkın kazanılmasına yol açan olgular;

  • Hukuki olay,
  • Hukuki fiil ve
  • Hukuki işlem

olmak üzere üç tanedir (S:127, Şekil 6.1).

Hukuki düzen içinde yasalarla kişiye hak bağlayan olaylar hukuki olay olarak adlandırılır. Hukuki olaylar iki grupta toplanabilir:

  • Geniş anlamda hukuki olay,
  • Dar anlamda hukuki

Geniş anlamda hukuki olay, kanun koruyucunun kişi iradesi sonucu olup olmadığına bakmaksızın hüküm ve sonuç bağladığı olaylardır.

Dar anlamda hukuki olay ise kişi iradesi sonucu olan ve hukuk düzeni tarafından kendisine hukuki sonuç bağlanan olaylardır. Bunlara hukuki fiil denir. Yani hukuki fiil, hukukun kendisine hukuki sonuç bağladığı insan iradesini (insan davranışlarını) ifade eder. Hukuki fiiller;

  • Hukuka uygun fiiller (hukuk düzeninin onayladığı fiiller)
  • Hukuka aykırı fiiller (hukuk düzeninin uygun bulmadığı fiiller) olmak üzere ikiye ayrılır (S:129, Şekil 2).

Hukuka uygun fiiller, üç gruptur:

  • İrade veya iş ve emek açıklamaları,
  • Bilgi veya haber verme (tasavvur) açıklamaları,
  • Duygu açıklamaları.

İrade veya iş ve emek açıklamaları;

  • Hukuki işlem,
  • Hukuki işlem benzeri fiiller ve
  • Maddi fiiller olmak üzere üçe ayrılır

Hukukun, kişinin davranışına, iradesine uygun sonucu bağlaması durumunda hukuki işlem ortaya çıkar. Örneğin, sözleşmeler hukuki işlemler arasındadır. Hukuki işlemlerde, irade açıklaması ve hukuki sonuç olmak üzere iki unsur bulunur.

Hukuki işlem benzeri fillerde, irade açıklaması sadece sonuca yöneliktir, hukuki sonuç bu irade açıklamasından bağımsız olarak meydana gelir.

Maddi filler, bir irade açıklamasına yönelik olmayan fiillerdir. Maddi fiil söz konusu olduğunda, kanundan dolayı hukuki sonuç ortaya çıkmaktadır.

Bilgi veya haber verme (tasavvur) açıklamaları ile meydana gelmiş bir olay ilgili kişi ya da kişilere bildirilir.

Duygu açıklamaları: Kanun koyucu istisnaen bir duygu açıklamasına da hukuki sonuç bağlayabilmektedir.

Kişinin hukuk düzenince onaylanmayan  davranışı,  objektif bir hukuk kuralını ihlâl ediyorsa kanuna aykırılık, borcun yerine getirilmesini engelliyorsa akde aykırılık, ortaya çıkar. Hukuka aykırı fiiller, haksız fiiller ve borca aykırı fiiller (borca aykırılık) olmak üzere ikiye ayrılır.

Hakların doğumu ve kaybı hukuki olaylar, hukuki fiiller  ve hukuki işlemler vasıtasıyla olmaktadır. Haklar,  özellikle de malvarlığı hakları;

  • Aslen kazanma ve
  • Devren kazanma

olmak üzere iki şekilde kazanılır.

Hakkın Aslen Kazanılması

Hukuki olay, hukuki fiil ya da kanundan kaynaklanan  aslen kazanmada kişi, o zamana kadar hiç kimseye ait olmayan ve aslında daha önceden mevcut olmayan bir hakkı, kendi fiiliyle elde ederek o hakkın ilk sahibi olmaktadır. Başka bir ifadeyle kişinin daha önce birine ait olmayan veya daha önceden mevcut olmayan bir hakkı ilk defa kazanması aslen kazanma olarak tanımlanır.

Maddi mallar (eşya), maddi olmayan mallar veya kişiler üzerindeki haklar aslen kazanılabilir. Sahipsiz bir taşınmaz üzerinde aslen mülkiyet hakkının kazanılmasını sağlayan “işgal”; sahipsiz taşınırlar üzerinde bu yolla mülkiyet hakkının kazanılmasına imkan veren “ihraz”; başkasına ait bir şeyi işleme, malların karışması ya da birleşmesi, başkasına ait bir eşyayı zamanaşımı ile kazanma, hakların aslen kazanılmasının yollarıdır.

Hakkın Devren Kazanılması

Kişinin bir hakkı o zamana kadar sahip olan başka bir şahıstan alması hakkın devir yoluyla / devren kazanılmasıdır. Başka bir ifadeyle devren kazanma, bir kişinin bir hakkı o zamana kadar sahibi olan kişiden elde etmesidir.

Devren kazanmada bir hak eski sahibinden yeni bir hak sahibinin malvarlığına geçmekte, bir kişi hakkı kaybederken diğeri devren kazanmaktadır.  Hakların devren kazanılması, genellikle bir hukuki işlemle bir  başka kişiye geçirilmesi veya miras yoluyla olur.

Devren kazanmada, hakkı kazanana “halef (ardıl/ artgelen)” denilmektedir. Hak, bütün alacak (aktifi) ve borçları (pasifi) ile devrediliyorsa, “külli halefiyet” söz konusu olur (örneğin, mirasın intikalinde, mirasçının  miras bırakanın haklarına sahip ve borçlarından sorumlu olması). Sadece bir kısım haklar bir kimseden başka bir kimseye devir yoluyla geçiriliyorsa “cüz’i halefiyet” söz konusudur (örneğin, taşınırlarda “teslim”, taşınmazlarda “tescil” ve alacaklarda “temlik” işlemiyle hakların başkasına geçmesi).

Hakların Kazanılmasında İyiniyet

İyiniyet Kavramı

İyiniyet kavramı, bir şekilde göreceli olup hak  kazanılırken hakkın kazanılmasına ilişkin durumlar için bilgi eksikliğinden ya da yanlış bilgi durumunu makul görmeyi ifade eder.

Karine, mevcut ve bilinen olgulardan bilinmeyen bir olgunun varlığı sonucunu çıkarmak olduğundan, iddiasını bir karineye dayandıran kişiye önemli bir imkân sağlamaktadır. İddiasını karineye dayandıran kişi, bu karine dolayısıyla iddiasını ispat yükünden kurtulmakta, İspat yükünü karşı tarafa geçirmektedir.

İyiniyetin Unsurları

İyiniyetin unsurları üçe ayrılarak incelenebilir:

  • Kişi yanlış bir bilgiye sahip veya hiçbir bilgisi olmamalı.
  • Bu yanlış bilgi veya bilgisizlik kendisinden kaynaklanmamalı. Mazur görülebilir bir yanlış bilgi veya bilgisizlik bulunmalı; gereken özenin gösterilmesi ihmal edilmiş olmamalı.
  • Bu yanlış bilgi veya bilgisizlik hakkın ortaya çıkması durumunda mevcut olmalı ya da devamlı mevcut olmalıdır.

İyiniyetin Sonuçları

İyiniyetin en önemli sonucu (hükmü), hakların kazanılmasını sağlamasıdır. Ancak bazı istisnai hallerde kişi iyiniyetli de olsa, hakkı kazanması söz konusu olmayacaktır. Bu istisnai haller; iyiniyetin, daha öncelikli korunması öngörülmüş olan yararlarla çatışması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu istisnai haller şunlardır:

  • Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin korunması,
  • Malı çalınanın korunması,
  • Malı elinden rızası olmadan çıkmış olan kişinin korunması.
    • Malı kaybolmuş kişinin korunması,
    • Malı çalınmış kişinin korunması,
    • Malı gaspedilen kişinin korunması.

Eşya Hukukunda: İyiniyetli olma sonuçlarını en çok eşya hukukunda ayni hakların, özellikle de mülkiyet hakkının kazanılmasında gösterir. Mülkiyet hakkı açısında  iyiniyetin sonuçları taşınır ve taşınmazlar için ayrı ayrı incelenebilir.

Taşınır mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerden oluşur.

Sahibinin elinden isteğiyle çıkan taşınırlarda, bir eşyanın sahibi o eşyayı bir hukuki işlem (kullanım ödüncü TBK m.379; saklama sözleşmesi TBK m.561) ile belli bir süreliğine bir başkasına vermiş olmaktadır. Bırakılmış eşya,    sahibi    tarafından    kullanım    ödüncü,    saklama sözleşmesi vb. hukuki işlemle belli bir süreliğine bir başkasına verilmiş olan eşyadır.

Sahibinin elinden isteği olmadan çıkan taşınırlarda ise durum daha farklıdır. Bir eşyayı beş yıl süre ile davasız ve aralıksız iyiniyetle ve malik sıfatıyla (malik olduğu inancıyla) zilyetliğinde bulunduran kişi, zamanaşımı yoluyla o eşyanın maliki olur.

Taşınmazlar TMK 704. maddede sayılmıştır. Bunlar; arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfada kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümlerdir. Taşınmaz üzerinde ayni haklar (mülkiyet ve sınırlı ayni haklar) kural olarak tapu siciline tescil ile kazanılır.

Aile Hukukunda: Abc

Aile hukukunda da iyiniyetin sonuçlarına rastlanmaktadır. Evlilik sorunlarındaki mutlak ve nispi butlan kararları örnek verilebilir.

Borçlar Hukukunda: Abc

Borçlar hukukunda iyiniyetin sonuçları açısından “alacağın devri (alacağın temliki)” örnek verilebilir. Alacağın devri, bir alacağın alacaklı tarafından yazılı şekilde bir başkasına devredilmesidir.

Hakkın Kaybedilmesi

Hakkın kaybedilmesi, bir hakkın sahibinden ayrılması durumudur. Hakkın kaybedilmesi, nisbi kaybı veya mutlak kaybı olarak iki şekilde gerçekleşebilir.

Hak sahibinin, hakkın hukuki işlem, hukuki fiil ya da hukuki olay sonucunda bir başka kişiye hakkı devretmesiyle hakkın nisbi kaybı gerçekleşir. Hakkın mutlak kaybı, hakkın, hukuki olay, hukuki fiil ya da  hukuki işlem sonucunda tamamen ortadan kalkmasıyla gerçekleşir.

Hakkın Kullanılması

 Hakkın Kullanılması ve Sınırları

Hakkın kullanılması, kişinin hukuksal yollarla elde ettiği hakları ve menfaatleri kullanmak üzere harekete geçmesidir. Davranış kuralları, hakkın kullanılmasının çerçevesini çizer, yani kapsam ve içeriğini düzenler.

 Hak Kullanılmasında Dürüst Davranma (Dürüstlük Kuralları)

Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki dürüstlük ilkesi hukuki ilişkilerin içeriğini düzenler. Madde, “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Dürüstlük ilkesi, ister kanundan, ister sözleşmeden yahut sözleşme öncesi ilişkiden doğmuş olsun, ortaya çıkan hakların kullanılmasına, bir borç doğmuşsa da borcun ifasına ilişkin olacaktır.

Bir hakkın kullanılması, sözleşmeye dayalı olabilir. Ahde vefa ilkesi tarafların verdikleri söz ve taahhütlere bağlı kalmalarını esas kılar. Ancak bu durumun istisnaları vardır.

Dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil eden kanuna karşı hile, bir emredici hukuk kuralının, hukuka aykırı bir fiil için öngördüğü yaptırımdan korunmak amacıyla, kanunda yer alan bir başka kuraldan yararlanarak yasaklanmış sonucu elde etmektir.

Hakkın Kötüye Kullanılması

Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklindeki düzenleme, hakkın kötüye kullanılmasına işaret eder. Bir hak, sahibi tarafından iyi kullanıldığı takdirde hukuk düzenince korunmaya layıktır, aksi takdirde hukuk düzeninin korumasından yararlanamaz.

Hakkın kötüye kullanılmasından bahsedebilmek için, bazı koşullar gerekir. Bu koşullar şunlardır:

  1. Hukuk düzeni (kanun) tarafından tanınmış bir hakkın varlığı,
  2. Bu hakkın (haklı bir menfaatin yokluğu, hakkın sosyal veya ekonomik amacından saptırılması gibi) açıkça dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması,
  3. Hakkın dürüstlük kuralına aykırı kullanılmasından başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesiyle karşılaşmış olmaları.

Hakkın Korunması

Hak sahibinin hakkını kullanabilmesini hukuk düzeni sağlar. Kişinin hakkını kanun korur.

Talep Hakkı ve Hakkın Devlet Eliyle Korunması

Asıl hakka bağlı bir yetki olan talep hakkı, hukuki  ilişkinin içeriğini oluşturan edimin yerine getirilmesini, yükümlü olan kişiden istemek yetkisidir.

Bir kişinin hakkının korunması ya da elde edilmesi, bir uyuşmazlığın halli veya önlenmesi yahut bir kişiye karşı hukuki bir etkinin sağlanması için mahkeme yoluyla Devletin harekete geçmesinin istenmesine dava denir.

Dava hakkı, talep hakkını Devletin tarafsız ve bağımsız yargı organları (mahkemeler) önünde ileri sürme ve onlar aracılığıyla yerine getirilmesini isteme yetkisini ifade eder.

Çekişmeli yargı (nizalı kaza), karşılıklı bir uyuşmazlığın söz konusu olduğu, davacı ve davalı arasında gelişen yargı türüdür (boşanma davası, tahliye davası, babalık davası, tazminat davası vb). Çekişmesiz yargı (nizasız kaza) ise karşılıklı bir uyuşmazlığın bulunmadığı dolayısıyla davalının yer almadığı, usulen görülen yargı türüdür (isim değiştirmek için açılan dava, yaş düzeltilmesi için açılan dava vb).

Dava çeşitleri, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) 105 ila 113. maddeler arasında düzenlenmiştir.

Yeni HMK; Eda davaları, Tespit davaları ve İnşai davaların (yenilik doğuran davalar) yanı sıra Belirsiz alacak davası ve Topluluk davası şeklinde yeni dava çeşitlerini de öngörmektedir (S:141, Şekil 6.3).

Eda davası ile mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya ya da yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilmektedir.

Tespit davası ile mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilmektedir.

İnşai dava ile mahkemeden, yeni bir hukuki durum yaratılması veya var olan bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi yahut onun ortadan kaldırılması talep edilir.

Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını veya değerini, tam ve kesin olarak belirlenmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilecektir

Topluluk davasında, dernekler ve diğer tüzel kişiler üyelerinin veya temsil ettikleri kişilerin haklarını korumak için dava açabilirler.

Bir davada davalı davayı kabul ederse kural olarak dava sona erer. Dava görülürken ikrarda bulunan taraf, diğer tarafça ileri sürülen veya aleyhine hukuki sonuç doğuracak nitelikteki bir maddi olgunun doğruluğunu beyan etmektedir.

Savunma ile davalı, iddia edilen olgulara karşılık vermektedir. Savunma, kural olarak üç şekilde yapılır:

  • İnkâr ederek savunma,
  • İtiraz ederek savunma,
  • Def’i ileri sürerek savunma (S:142, Şekil 4).

İnkâr, davalı tarafından, davacının dayandığı olguların, olayların mevcut olmadığının iddia edilmesidir.

İtirazda davalı, davacının ileri sürdüğü olgulara karşı  başka olaylar, olgular belirterek, davacının iddia ettiği hakka sahip olmadığını iddia etmektedir.

Def’i, davalının, davacının ileri sürdüğü olay ve dava konusunu kabul etmekle birlikte, kendi edimini yerine getirmekten çekinmesini haklı gösterecek karşı sebepleri ileri sürmesidir.

Cebri icra ise borçlarını ödemeyen borçluların, devlet gücü ile borçlarını ödemeye zorlanmalarıdır.

Hakkın Bizzat Sahibi Eliyle (Kişinin Kendisi Tarafından) Korunması

Kanun çok istisnai durumlarda, kişinin hakkını bizzat kendisin korumasına izin vermektedir. Bu istisnai haller arasında;

  • Haklı savunma (meşru savunma/meşru müdafaa),
  • Zaruret (ıztırar) hali ve
  • Kuvvet kullanma (ihkakı hak) sayılabilir.

Meşru müdafaa (haklı savunma), bir kişinin kendisine veya malına yönelik bir saldırı söz konusu olduğunda belirli şartlar altında kuvvet kullanarak bu saldırıyı uzaklaştırma hakkına sahip olmasıdır.

Zaruret (ıztırar) halinde, bir kişi kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar vermektedir.

İhkakı hak ise bir kişinin hakkını bizzat kuvvet kullanarak korumasıdır.

Hakkın Korunmasında İspat Yükü

İspat yükü ilkesine göre; kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bir davanın taraflarından her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.

İspat yükünün kanun hükmü ile yer değiştirmesi: Bazı hallerde ispat yükü, bir kanun hükmü ile değiştirilmiş olabilir.

İspat yükünde; kanun tarafından mevcut ve belli olarak kabul edilen bir olaydan, bilinen bir olgudan, bilinmeyen bir olayın, bir olgunun varlığı hakkında sonuç çıkarılmasını ifade eden karinelerde kullanılabilir.

Devlet memurları veya noterler, resmî makamlar tarafından tutulan sicillere (nüfus kütüğü, tapu sicili, evlenme sicili vb.) resmî siciller denir.

Noterler veya yetkili makamlar tarafından düzenlenen, mahkeme ilamları, vakıf senedi, miras sözleşmesi vb. yazılı belgelere resmî senetler denir.

Taraflardan birinin iddiasının gerçek olduğunun karşı tarafça kabul edilmesi demek olan ikrar halinde de diğer tarafın ispat yükümlülüğü ortadan kalkar.

Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı
12 - 13 Ocak 2019

Üye OlŞifremi Unuttum