Nüfus ve Toplum 2. Ünite ders notları

ADMİN
Aralık 26, 2020

1. Antik Yunan’da hangi düşünürler kapsamlı bir nüfus teorisi geliştirmişlerdir ve bu teori neleri kapsamaktadır?
Cevap: Platon (M.Ö. 428-348) ve Aristoteles (M.Ö. 384- 322), siyasi ütopyanın her şeyi kapsayan çerçevesi içinde bir nüfus teorisi geliştirmiştir. Platon ve Aristoteles, zamanlarının jeopolitik bağlamında radikal bir şekilde yeni bir toplum örgütü olarak şehir devletini tasarladılar: Şehir (site), vatandaşların (özgür erkeklerin) kamu sivil ve askerî işlere katıldıkları, kadınların ve kölelerin genel yaşam için gerekli çalışmaları yaptığı tek bir kasabada toplanmış küçük bir bölgeydi. Ayrıca, Platon ve Aristoteles, din ve ahlak başta olmak üzere, Yunan uygarlığının geleneksel değerlerini sorgulayan bir düşünce çizgisinin de bir parçasını oluşturdular. Ailenin bir işlevi olarak ve atalara karşı dinî bir ibadet olarak düşünülen doğurganlığı dinî bir görev hâline getiren eski ahlakın yerine, üremeyi Devlet’e karşı bir vatandaşlık görevi hâline getiren bir sivil ahlakı getirmişlerdir.

2. Platon’un nüfus konusundaki temel görüşleri nelerdir?
Cevap: Platon’a göre, doğurganlık tamamen toplumsal bir işlev olduğu için, bunu tek başına devletin organize etmesi gerekmektedir. Devlet sadece evlilik kurumunu değil, aynı zamanda cinsel ilişkileri, “evlat seçimi”ni (seçkinlerin çocuk yapmasını öneren öjenik bir iddiadır) ve çocukların toplumun ihtiyaç duyduğu farklı işlevsel özelliklere yönelik olarak eğitimini ve rehberliğini de düzenlemelidir. Devletin bu konulardaki gücü mutlak olmalıdır ve hiçbir kişisel, ailevi veya başka türden çıkarlar buna karşı rekabet etmemeli veya meydan okumamalıdır.

Roma Döneminde ve Orta Çağ’da Nüfus Yaklaşımları

3. Aristo’nun nüfus konusundaki temel görüşleri nelerdir?
Cevap: Aristoteles, nüfus artışından endişelenir, ama sade-ce araziyi ve ürününü, giderek artan sayıda bireyler arasında dağıtmak bazı
insanları yoksullaştıracağı için bunun sadece toplumsal huzursuzluğa yol açacağını öne sürmüştür. Bu yüzden çocuk sayısının aşırı olduğu kabul edilirse, devletin kadınları hamileliklerini sona erdirmeye zorlayabileceğini savunmuştur. Fakat nüfus kıtlığı da toplumu iş
bölümünün ekonomik avantajlarından mahrum bırakacağı için Aristoteles’i endişelendirmektedir.

4. Roma dönemi ve Orta Çağ’da nüfus yaklaşımları genel olarak nasıldır?
Cevap: Modern öncesi toplumlarda nüfus büyüklüğü ekonomik performansın en iyi göstergesiydi; şehirler ve ülkeler arasında insanların
dağılımı kolektif kimliğin yaratılmasında etkili olmuştu ve ticaretin etkilerini yansıtabiliyordu. İnsan hareketliliği aracılığıyla bilgi
akışları ve kültür değişikliği; mortalite ve morbidite, refahın temel belirleyicileriydi. Doğurganlık (ve dolayısıyla cinsiyet ilişkileri), insan
sermayesine yatırım ve ekonomik üretkenlik ve daha genel olarak insanların umutlarını ve korkularını şekillendirmekteydi. Aynı şeyler evlilik gelenekleri ve ev yapısı için de geçerlidir. Klasik uygarlıkta sık gebelik ve ani ölüm, tamamen yabancı bir ortamın ürünüydü. Teknolojik ilerleme ve keşiflerle birlikte, modern dünyayı daha uzak geçmişten ayıran temel şey demografik değişim olmuştur.

5. Roma İmparatorluğu’nun nüfus konusuna yaklaşımı nasıldır?
Cevap: Roma İmparatorluğu’nda büyük bir nüfus askerî ve siyasi nedenlerle önemli görülmüştür. Hem büyüyen hem de azalan nüfus
sorun yaratmaktadır, ancak azalan nüfus daha büyük bir tehdit olarak görülmüştür. Roma hükümdarları nüfus artışının, Roma
İmparatorluğu’nu büyütmek ve büyük bir ordu ve sömürgeciler/fetihçiler üretmek için gerekli olduğuna inanır.

6. Roma İmparatorluğu’nda Augustus neden nüfusun azalmasını durdurmaya çalışmıştır?
Cevap: Augustus, ailelerin büyüklüğündeki düşüşü durdurma, evlilik dışı ve çocuk-suzlukla mücadele ve genel olarak ahlak standardını
iyileştirme arayışındadır.

7. İbn-i Haldun’un nüfus artışı konusundaki görüşleri nelerdir?
Cevap: İbn-i Haldun’un, sosyoekonomik gelişimi demografik açıdan incelemenin önemini ilk fark eden kişi olduğu söylenebilir. Yazılarının çoğu nüfusun sosyoekonomik faktörler üzerindeki etkisiyle ilgilidir. Öyle ki İbn-i Haldun, nüfus konusunu teorik olarak
sistemli bir şekilde ele aldığı için kimilerince demografinin öncülerinden sayılmaktadır. İbn-i Haldun’a göre nüfus döngüsel bir gelişim
sergiler. Nüfus artışı doğası gereği iyidir ve uzmanlaşmayı geliştirir ve gelirin artmasını sağlar.

Merkantilizm: Monarşik Devlet, Ekonomi ve Nüfus Yaklaşımları

8. Merkantilizme göre nüfus ve ekonomik gelişme arasında nasıl bir ilişki vardır?
Cevap: Merkantilizm, on altıncı yüzyıldan on sekizinci yüzyıla kadar Batı Avrupa’da çok önemli olan bir ekonomik doktrin ve
felsefeydi. Bu anlayış, uluslararası çatışmayı ve savaşı normal bir durum olarak görüyordu. Merkantilizmde dış ticaret ve askerî güç, ulusal gücün temel unsurları niteliğindeydi. Ekonomik büyüme, kolonilerden doğal kaynakların sömürülmesinin bir sonucuydu ve
tercihen tekellerin de mümkün olan her pazarı sömürmeye yardım etmesi gerekiyordu. Bu bağlamda askerler ve sömürgeciler yetiştirmek
için yüksek bir nüfus artışı oranının sağlanması önemli bir gereklilikti. Merkantilizmin bir tezahürü, tekstil gibi mamullerin, Avrupa’dan Afrika’ya gittiği üçlü ticareti idi; köleler Afrika’dan Amerika’ya giderken şeker, pamuk ve tütün de Amerika’dan Avrupa’ya gitmiştir.

9. Merkantilizm nedir?
Cevap: Merkantilizm, ekonomi politikası tarihinde bir aşama olarak tanımlanmıştır. Daha sonra bunun merkezî otoriteye fayda sağlamak
için tasarlanmış dörtlü bir sistem olduğu gösterilmiştir: Birleştirici bir sistem, koruma sistemi, para sistemi ve güç sistemi. Merkantilizmin amacı devleti alt sınıfların zararına güçlendirmek olduğu için bu politikalar, özellikle Orta Çağ’da kendi ekonomik
politikalarına sahip olan kasabaların güçlenmesiyle sonuçlanmıştır. Merkantilizm, siyasal devletçilik, ekonomi, diplomasi, nüfusçuluk ve
savaş olgularını bir araya getirmeye çalışan bir güç stratejisiydi. Merkantilistler ekonomik teoriler oluşturmanın yanında, nüfusla ilgili
yeni argümanlar geliştirmişlerdir.

10. Eleştirel merkantilizm ne zaman ve niçin ortaya çıkmıştır?
Cevap: 17. yüzyılın sonları, mutlakıyetçiliğin ve Colbertizmin totaliter aşırılıklarına itiraz geliştiren hümanist filozoflar Fénelon (1651- 1715), Vauban (1633-1707), Boisguilbert (1646-1714) tarafından öne sürülen Eleştirel Merkantilizmin ortaya çıkışına tanık oldu ve bu
teori önemli ölçüde kabul gördü. Bu hümanist düşünürler, kralın nüfus fazlalığı ile elde edilecek ihtişamının halkın sefaletine yol
açacağına ve bunun kralı sadece lekeleyebileceğine inanıyorlardı. Bu düşünürlerin, nüfusun yaşam standardına olan ilgileri, onları ortodoks (geleneksel) merkantilizmi yeniden düşünmeye itmiştir. Eleştirel Merkantilist düşünürler, sanayi lehine haksız yere ihmal
edilen çiftçiliğe statüsünü geri kazandırmaya, vergi yükünü hafifletmeye, ticaretin ve malların iç pazara gidip gelme hareketini
serbestleştirmeye çalışmıştır.

Fizyokrasi: Nüfus ve Kırsal Ekonomi Yaklaşımı

11. Fizyokratların merkantilistlerden temel farkı nedir?
Cevap: Fizyokratlar, tarımın merkantilistler tarafından ihmal edilmesini eleştirdiler ve devlet gücünün kendi iyiliği için sürdürülmesi
gerektiği fikrini reddettiler. Onlar nüfusun refahını ve tüm insanlar için iyi bir yaşam standardına sahip olmayı, başarılı toplumun
hedefleri arasında olması gerektiğini savunuyorlardı. Fizyokratlar, tarımsal verimlilik ile desteklenebilecek nüfusun büyüklüğü arasında
bir ilişki olduğunu kabul etmişlerdir, ancak bu sorunun nüfus artışını sınırlamak yerine tarımsal üretkenliği artırarak çözülmesi
gerektiğini düşünmüşlerdi. Bu bağlamda tarım ve nüfus arasında Fizyokratların kafasındaki bağlantı Malthus’un fikirlerine de tam aksi
yönde öncü olmuştur.

12. Fizyokratların nüfus konusundaki görüşleri nelerdir?
Cevap: Doğanın egemenliği anlamına gelen Fizyokrasi felsefesi, 1700’lerde, merkantilizmin tarımı ihmal etmesine, aralıksız savaşlara, çocuk işçiliğine bir tepki olarak çıkmıştır. Fizyokratlar, tarım üzerinde yoğunlaşmıştır; nüfus ve tarımsal üretim arasındaki ilişkilere
(geçim aracı) odaklanmıştır. Nüfusun gıda arzına bağlı olduğu fikri bu dönemde ortaya çıkmıştır ve artan nüfusun gıda arzı üzerindeki
baskısını önlemenin en iyi yolunun tarımsal üretimi artırmak olduğunu düşünmüşlerdir. Bu nedenle tarım yöntemlerinin mükemmelliğini, tarımın daha kapitalist bazda yeniden düzenlenmesini ve tarım ürünlerine yönelik fiyat kontrollerinin ve ihracat
kısıtlamalarının bastırılmasını şiddetle savunmuşlardır. Fizyokratlar zenginliğin mübadeleden (ticari alışveriş) kaynaklandığını öngören merkantilist inancı eleştirmiş ve gelişmiş çiftçilik teknikleri, mali reform ve tarım ürünlerinin serbest ticaretinin sermaye birikimini, artı değeri ve genel olarak zenginliği teşvik edeceğini öne sürerek, önceliği mübadele yerine toprağa vermişlerdir.

13. İlk nüfusbilim çalışmalarını hangi görüşe sahip insanlar yapmıştır?
Cevap: Fizyokratlar dönemin mutlak hükümdarları tarafından benimsenen yaygın pronatalist (doğum yanlısı politikalar) müdahalelere
karşı çıktılar. Francois Quesnay gibi fizyokratlar, yaygın yoksulluk olmadan sürdürülebilir bir boyutun ötesinde insan çoğaltılmasının
teşvik edilmemesi gerektiğini savunmuştur. Birçok yönden Fizyokratlar ilk nüfusbilim insanlarıydı. Toprak, üretimin üç faktöründen
biriydi ve emek ve sermayenin aksine sabit bir arza aitti. Sonuç olarak tarıma ağırlık verildiğinde kaçınılmaz olarak emek ve sermaye
girdilerine dönüşler azalacak ve dolayısıyla hem gıda üretimi hem de endüstriyel faaliyet ölçeğinde sınırlılıklar ortaya çıkacaktır. Klasik
iktisatçılar fizyokratların serbest piyasanın devlet müdahalesine karşı optimal bir rolü olması gerektiği inancını paylaşmaktaydılar.

Erken Modern Nüfus Anlayışları: Devletin Nüfusu Olarak Uluslar

14. İlk nüfus analizi konusundaki kapalı modeller hangi yüzyıllarda geliştirilmiştir?
Cevap: On yedinci ve on sekizinci yüzyıl nüfus aritmetiğinin, başta yaşam tablosu olmak üzere kapalı modellerin ilk geliştirildiği ve uygulandığı bağlamı sağladığını hatırlamak önemlidir.

15. İlk modern devlet teorilerini kimler ortaya atmıştır ve bunların nüfus hakkındaki görüşleri nelerdir?
Cevap: İlk modern devlet teorilerini ortaya atan Hobbes, Locke ve Machiavelli gibi siyasetçi, tarihçi ve hukukçular genellikle devletin
temeli olarak geniş bir nüfusun önemi hakkında birçok şey yazmışlardır. Nüfusa yönelik bu bakış, nüfusu doğal (ve çoğu yazar için, bu
ilahi bir sonuçtu) düzenin bir ifadesi olarak ve acil pratik konularda devletlerin gücüne (savaş, emek, vergi geliri), nüfusun yaptığı katkı rolünün ötesine geçmiştir. Devletlerin sadece doğal hak ve ilişkilerin teşvik edildiği ya da en azından nüfus kontrol ve dengelerinin
devletin izin verdiği yerlerde büyüyüp güçlendiğine inanılıyordu. Dengeli nüfus artışı ve dağılımı ise politikaların gerçekten evrensel
düzene uygun olup olmadığının bir işareti veya ölçütü sayılıyordu. O dönemde birçok yazar bu ölçütü Orta Çağ ve Kutsal Kitap’a uygun
anlamda da anlamaya devam etmiş ve nüfustaki doğal artışı ilahi iyiliğin kanıtı olarak görmüştür. İnsanların çoğalmaya ilişkin bilinçli
seçimleri ve tercihlerinin, her zaman toplumla veya devletle bir uzlaşma unsurunu içermesi gerektiği düşünülüyordu.

16. 1741’de yayınlanan J. P. Süssmilch’in “İnsan Irkında Doğum, Ölüm ve Yayılma ile Görülen Değişimlerde İlahi Düzen” adlı kitabı, neden demografi tarihinin ikinci önemli simgesi olarak kabul edilmektedir?
Cevap: Evrenin biyolojik yasalarını çağının filozoflarından çok daha fazla araştırmış ve selefleri kendinden öncelilerin katkılarını kabul
etmiştir. Süssmilch için doğum ve ölümler üzerinde çalışmak, Yaratılış ayetinde ilan edilen ilahi kararların daha doğru anlaşılmasına yol
açmaktadır. Süsmilch’in düşünceleri 18. yy. ilahiyatçıları ve dahası aynı yüzyılın bilim insanlarının çok ötesindedir. Almanlar, temelde
demografik olayları ilahi düzen açısından açıklamaya çalışan Süsmilch’i, kendisini nüfus tartışmasına adamış ilk düşünür olarak kabul
etmektedirler. O, Tanrı’nın bir dengeyi korumak için evlilik oranı ve doğurganlık oranını azalttığına ya da ölüm oranını attırdığına ya da
ortalama ömrü kısalttığına inanıyordu. Birkaç on yıl sonra Malthus’un nüfusa yönelik olumlu kontrolleri savunacağını yakından tahmin
eden Süssmilch, nüfus dengesinin üç kaynaktan birinden kaynaklandığını savunmuştur: Evlilik oranı, doğurganlık oranı veya ölüm
oranındaki artış. Ona göre tüm bu faktörler, dengeyi korumak için Tanrı tarafından kararlaştırılmaktadır. Süssmilch, çok eşliliğin
doğurganlığı azalttığını gösteren argümanlar üretmese de tek eşliliğin düzenlenmesinde ilahi bir tedbirin olduğunu, onun için artan ve
çoğalmayı ilahi bir düzende yürütmek için tek tatmin edici yolun tek eşlilik olduğunu öne sürmüştür.

17. Graunt’un Doğal ve Siyasi Gözlemler kitabı nüfus çalışmaları açısından neden önemlidir?
Cevap: Çünkü üç yüzyıldan fazla bir geçmişe sahip demografik ilk metindir. İkinci olarak, Doğal ve Siyasi Gözlemler uzun zaman önce
güvenli bir bilim olarak demografinin köşe taşı olarak rüştünü ispat etmiştir. Graunt’un sorgulama yöntemi iki noktada dönemin klasik
Baconcı metodolojisinin ötesine geçmiştir ve bu açıdan çok önemlidir: Birincisi, Graunt, günümüzde açıklayıcı istatistikler olarak bilinen
şeye yol açan bir araştırma programı tasarlamıştır. İkincisi, ilk defa çok sayıda sosyal verinin yorumlanmasına yönelik olarak orantılı
tahminler için temel matematiksel/istatistiksel yöntemi uygulamıştır.

Klasik İktisatçılar ve Nüfus Sorununa Yaklaşımlar

18. Klasik iktisat teorisine göre, nüfus ekonomiyi nasıl etkilemektedir?
Cevap: Klasik iktisat teorisine göre, kaynakların sabit olduğu bir toplumda verimliliğin ve kaynakların azalmasının nedeni, nihai olarak
yüksek nüfus artışıdır. Buna göre, belli bir nüfusun üzerindeki nüfus bölgenin taşıma kapasitesini aşar ve bu da o çevrenin bozulmasına
yol açar. Nüfus artışının ekonomiyi nasıl etkilediği serbest piyasa politikalarının etkili olup olmadığına bağlıdır. Verimli bir pazarda, nüfus artışı inovasyonu ve ileri teknolojileri teşvik etmeye hizmet edebilir. Çarpıklıklarla dolu bir ekonomide ise yüksek nüfus artışı çar‐ pıklıkları şiddetlendirebilir. Klasik iktisatçılar için yüksek nüfus artışı, arazilerin verimsizleşmesine ve çevrenin bozulmasına neden olan
bağımsız faktördür. Doğal olarak, dünyanın sınırlı kaynaklara sahip olması nedeniyle nüfus artışı insanların refahı için bir engeldir. Her bir fazladan kişi, ek sabit kaynakları tüketir. Bağımlılık teorisyenleri içinse yüksek nüfus artışı daha derin bir sorunun, yoksulluğun
belirtisidir.

19. Bağımlılık ekolüne göre, politik koşulların nüfus artışına etkisi nasıldır?
Cevap: Bağımlılık ekolüne göre, kapitalist ekonominin politik koşullarında kaynakların eşitsiz dağılımı veya yoksulluk, arazilerin
verimsizleşmesine, çevrenin bozulmasına ve yüksek doğum oranlarına neden olur. Nüfus artışı bu teorilerin her birinde farklı bir role
sahiptir. Sonuç olarak, neoklasik iktisatçılar verimli piyasaları savunurlar, klasik iktisatçılar ise düşük doğurganlığı savunurlar, bağımlılık teorisyenleri gelir eşitliğini ve kaynakların yeniden dağıtılmasını savunmuşlardır.

20. Klasik iktisatçılardan Malthus ve Ricardo kaynaklar ile nüfus arasında nasıl bir ilişki kurmaktadırlar?
Cevap: Malthus’a göre: Yiyecek, insanın var olması için gereklidir ve nüfusun gücü, dünyanın, insanın geçinebilmesini sağlama
gücünden son derece büyüktür. Bu fikre, David Ricardo da katılmıştır: Emekçi sınıfların çok az sayıda isteklerinin olduğu ve bu
sınıfların en ucuz yiyecekle yetindiği ülkelerde, halk çok büyük talihsizliklere ve sefilliklere açıktır. Ayrıca, Ricardo, Amerika’da
demografik büyümeyi hızlandıran ve Avrupa’da yavaşlatan unsurun, yiyecek fiyatının Amerika’da düşük, Avrupa’da yüksek olmasından
kaynakladığı tespitini yapmıştır. Ekonomik gelişme iyiyse, işgücüne talep artacaktır ve ekonomi kötüyse, işgücüne olan talep azalacaktır.

Güz Dönem Sonu Sınavı
16 Ocak 2021